Beynimizden Evrene

[n]Beyin > Fizik, Yazılar 28 Mart 2016
1.704

İnsan, kendisini ve etrafını merakla inceleyen, ilerlemek ve keşfetmek için bitmek bilmez bir açlık duyan bir varlık. Şu an geldiğimiz noktaya kadar geçirdiğimiz değişimler, intibak süreçleri ve kurduğumuz bu “bizim için büyük, evren için küçük” medeniyet de tıpkı bizim gibi gelişti ve intibak kazandı.

Bu süreç boyunca insan, bilim çerçevesi altında doğayı ve kendisini binlerce küçük parçalara ayırarak giderek daha derinlemesine inceleme fırsatı buldu. Şu an atom altı fiziğinde incelenen kuarklar üzerinden çalışacak, bir yandan da evrenin genel bir haritasını çıkaracak kadar gelişmiş bir semavi veritabanına sahip olacak kadar ilerleyebildik.

Stephen Hawking’in uyarılarını dikkate alır da 200 yıl içinde yıldızlararası kolonileşmeyi başarabilirsek, çok daha ileri medeniyet seviyelerine atlamamız olası görünüyor. Tabi, bunun için öncelikle üzerinde yaşadığımız bu gezegene gözümüz gibi bakmamız gerekiyor.

İnsan türü bu bilimsel araştırmaları yaparken en çok “gözlem” metodunu kullanır. Zira işlemekte olan, yaşayan, hareket halinde ve örneklendirme özelliği olan koca bir laboratuardır evren. 50 metre çapındaki teleskoplarımızdan Güneş sistemimizin çapından daha geniş yıldızlara bakarken, bir yandan da hala tam olarak çözümleyemediğimiz ama nasılsa kullanabildiğimiz beynimizi inceleriz mikroskoplar ve elektrotlarla.

Soyutla somut arasında bağlantı kurmak

Apophenia denilen bir davranış vardır. Bu davranış, insanların birbirinden ilgisiz, bağımsız gibi görünen ya da öyle olan soyut ve somut varlıklar arasında bir bağlantı, bir desen, eşleşme bulma eğilimidir. Fraktal geometri, phi, pi gibi bir takım sayıların incelemesiyle edindiğimiz bilgilere göre, bu davranış her zaman bir batıl inanç ya da boş bir düşünce olmayabilir. Zira eğer tüm evren tek bir temel kanun ya da kanunlar grubundan oluşmuşsa, bu koca sistemin alt sistemleri de aynı mekanikler üzerinde çalışıyor olabilir.

Bunun en çarpıcı örneği bilim insanları tarafından ortaya konulan iki görüntüdür:

Handout image from The Virgo Consortium from 2009 of a computer simulation to illustrate the distribution of dark matter in the Universe, as secrets of the universe are to be revealed as a new telescope equipped with the world's most powerful digital camera begins its observations of the night sky. PRESS ASSOCIATION Photo. Issue date: Thursday June 17, 2010. The Pan-STARRS sky survey telescope, known as PS1, will enable scientists to better understand the mysteries of dark matter and dark energy, the material that is thought to account for much of the mass of the universe but has never been proven to exist. See PA story SCIENCE Telescope. Photo credit should read: Boylan-Kolchin/The Virgo Consortium/Durham University/PA Wire

Görsel: Boylan-Kolchin/The Virgo Consortium/Durham University/PA Wire

The Virgo Consortium’un simülasyonla elde ettiği bu görüntü, evrendeki cisimlerin birbirleri ve kara madde ile etkileşimlerini gösteriyor.

Beyin hücreleri

Beyin hücreleri ve aralarındaki bağlantıların bir görüntüsü

Görüleceği üzere, bu iki görüntünün birbirine benzerliği bilim insanlarına fraktal geometrinin doğadaki varlıklarda olduğu gibi beynimizin yapısı ile evrenin yapısı arasındaki köprü olabileceğini düşündürüyor.

Başka bir benzerlik ise kara delikler ile canlı hücrelerinin arasındaki. Kara deliklerin etrafındaki "olay ufku" denilen bölge iki katmanlı bir zar gibi işler. Kara deliklerin çekim alanlarının sınırını çizen bu bölgenin dışında kalan objeler kurtulurken, bu sınırı geçen objeler kara delik tarafından çekilmeye başlar ve bir defa bu sınır geçildiğinde geri dönüş söz konusu değildir.

Başka bir benzerlik ise kara delikler ile canlı hücrelerinin arasındaki benzerliktir. Kara deliklerin etrafındaki “olay ufku” denilen bölge iki katmanlı bir zar gibi işler. Kara deliklerin çekim alanlarının sınırını çizen bu bölgenin dışında kalan objeler kurtulurken, bu sınırı geçen objeler kara delik tarafından çekilmeye başlar ve bir defa bu sınır geçildiğinde geri dönüş söz konusu değildir.

 

Aynı şekilde canlı hücrelerinde hücre çekirdeğinin etrafında "nuclear membrane" yani çekirdek zarı denilen bir doku bulunur. Bu doku dışarıdan içeriye madde geçişi sağladığı gibi çekirdeğin dağılmasını yani dışarı madde çıkışını engeller.

Aynı şekilde canlı hücrelerinde hücre çekirdeğinin etrafında “nuclear membrane” yani çekirdek zarı denilen bir doku bulunur. Bu doku dışarıdan içeriye madde geçişi sağladığı gibi çekirdeğin dağılmasını, yani dışarı madde çıkışını engeller.

Aradaki benzerliklere bir sınır çizmek mümkün değil. Aşağıdaki görüntüde solda mikroskop ile çekilmiş kum taneleri, sağda ise bir kaç farklı tipte galaksi göreceksiniz.Galaktik benzerlik

Bu benzerlikler gerçek bir temele mi dayanıyor, yoksa yukarıda bahsettiğimiz Apophenia tarifiyle hazırladığımız bir kuruntu mu, bunu zaman içinde göreceğiz.

Bu yazı üyemiz tarafından hazırlanıp [n]Beyin Editörü tarafından düzenlenmiştir.
[n]Beyin Üyeleri Ne Diyor?

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Facebook Yorumları