Dijital Dünyada İnsan Olmak: Bölüm 1

[n]Beyin > Teknoloji, Yazılar 25 Eylül 2013
923

Gençler pek hatırlamayacaktır muhtemelen; ama bir zamanlar bazı araştırma merkezlerinde geliştirien teknolojik aletlere dair haberler aldığımızda adeta dudaklarımız uçuklardı. Mesela, 1980’lerin sonlarında Bilim ve Teknik Ansiklopedisi fasiküllerinden birinde “lazerli” bir veri depolama sistemi (Compact Disc) hakkında bir yazı okumuştum ve yazının girişinde bir kadın eli, üzerinde gök kuşağının tüm renklerini yansıtan bir CD prototipi tutuyordu. O 256 renkli fotoğrafa otobüs durağında hayran hayran bakarken acaba, dedim kendi kendime, biz bunları görebilecek miyiz. Bu büyülü andan yaklaşık on yıl sonra çekmecelerimi dolduran müzik, film ve oyun CD’lerinden gına geldi ve bugün gelişen birçok yeni depolama teknolojisinin kullanıcılarından birisi olarak o renkli diskleri artık neredeyse görmek bile istemiyorum!

Analog (sürekli) verilerden dijital (sayısal) verilere geçişimiz çok hızlı oldu ve bugün dijital veri akışı dört bir yanımızı kuşatmış durumda. Artık televizyonlar, sinema salonları ve müzik konserleri dahi demode olma yolunda hızla ilerlerken evdeki akıllı televizyonlardan, bilgisayarlardan, tabletlerden veya cep telefonlarından kolayca ulaşılabilen içeriklerin çağı başladı. Günümüzde artık bir parçayı dinlemek için albüm satın almanıza gerek yok; istediğiniz parçayı, yolda seyir halindeyken birkaç parmak dokunuşu ile satın alabilir ve anında keyfini sürmeye başlayabilirsiniz. Yollarda gezinirken size internete bağlanma olanağı sunan GPRS/3G/4G gibi teknolojiler sayesinde (şimdilik biraz maliyetli de olsa) istediğiniz içeriğe anında erişme hürriyetine sahipsiniz. Aklınıza takılan birçok sorunun cevabını her an cebinizde yahut çantanızda taşıdığınız Google’a danışmak gibi bir lüksünüz var. İnsanlığın internete yansıyan hali hazırdaki tüm bilgisini içeren Google ve benzeri arama motorları hepimize bilgiye ulaşmak anlamında sınırsız görünen bir gelecek vaat ediyor.

Peki acaba beynimiz buna hazır mı? İnsan beyni, bu kadar çeşitli, renkli ve hızlı veri ile başa çıkabilecek donanımlara sahip mi? Bu konu son yılların da en önemli merak unsurlarından biri ve henüz
“dijital çağda doğmuş” çocukların yaşlılık dönemlerini gözlemleme şansımız olmadığından dijital veri bombardımanının uzun dönem etkileri hakkında çok fazla isabetli tahminler yürütecek durumda değiliz. Fakat beyin ve insan fizyolojisi üzerinde yapılan bazı çalışmalar, bizi dijital kanalların kullanımı konusunda uyaran önemli sonuçlar ortaya koyuyor.

OYUNLAR, E-POSTALAR, MESAJLAŞMALAR, SOSYAL AĞLAR VE BİZ

Yukarıda sıraladığımız teknolojik imkanların “güzel” şeyler olduğuna dair şüphe duymamız için ilk bakışta bir neden görünmüyor. Fakat her güzel ve keyifli şey, özellikle yatkınlığı olan beyinler için “bağımlılık” potansiyeli taşır. İnternet ve dijital ortamların sunduğu kolaylıklar da sıklıkla sosyal yalıtıma ve temel zihin yeteneklerinin zayıflamasına yol açan bazı olumsuzluklar gösteriyor.

Bilgisayar Oyunları

İnsanı adeta kendisine yapıştıran ve bağımlılık yapan bilgisayar oyunlarının olumsuz etkileri konusunda neredeyse herkes hemfikir; fakat az bilinen olumlu etkileri de var: görsel alanın çevre bölümlerine ilişkin dikkati artırıyor, karar verme süreçlerini hızlandırıyor, özellikle beynin ön (frontal) bölgesinde anlık karar vermeye dair yeni devrelerin oluşmasını kolaylaştırıyor ve gerçek hayatta da başta el becerileri olmak üzere bazı becerilerin gelişmesine doğrudan katkı sağlayabiliyor. Elbette bu etkiler, oyunların tipine, oynama süresine ve kişinin bağımlılık geliştirme yatkınlığına göre büyük oranda değişebiliyor. Dolayısıyla her zaman olduğu gibi bilgisayar oyunlarının etkilerini “toptancı” bir yaklaşımla değerlendirmek yerine bireye özel yaklaşımlarla ele almak çok daha faydalı sonuçlar doğuracaktır.

E-Posta ve Sosyal Ağ

Anında haberleşmenin büyüsüne kapılmamak çok zor. Fakat aynı ortamda bulunan iki arkadaşın iki farklı cihaz kullanarak başkaları ile yazışmaları ve birbirleri ile iletişim kurmaya gerek bile görmemeleri, bugün kafelerde ve toplu yerlerde sıklıkla gördüğümüz bir garabet. Böyle manzaralar artmaya başladığında internetin sağladığı kolaylıkların gerçek hayatı baltaladığı sonucuna kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

İnternet üzerinden mesajlaşma, bedensel işaretlerden büyük oranda yoksun olduğundan yüzeysel ve uçucu bir karakter taşıyor. Bu yüzden “duygusal açıdan” düşük risk taşıyor ve beynimizin çok düşük bir faaliyet düzeyinde çalışması, böyle bir iletişim için yeterli oluyor. Fakat bu tarz bir iletişime ağırlık vermeye başladığımızda özellikle gençlerde, bedensel sinyalleri ve beden dilini okumak konusundaki becerilerde hızla bir gerileme görülüyor. Bu da gerçek sosyal ilişkilerde başarısızlık ve tatminsizlikle birlikte sanal iletişimin daha çok tercih edilmesine neden olabiliyor.

Zihnimizin bedensel işaretlere olan ilgisi internette de şaşırtıcı bir bulgu ile karşımıza çıkıyor. Yapılan beyin tarama çalışmaları sonucunda internet iletişiminde temel duyguları belirtmek için kullandığımız “gülücük” (emoticon) işaretlerinin beynimizde “yüz ifadelerini ve sözsüz iletişimi algılamakta” kullandığımız “inferior frontal girus” bölgesini çalıştırdığını gösteriyor. Yani beynimiz doğuştan programlı olduğu üzere bilgisayar karakterlerinden bile bedensel işaretler çıkartmayı başarabiliyor. Sanırım bu çalışma basit gülücük işaretlerinin nasıl bu kadar hızla yayıldığını ve popüler hale geldiğini daha iyi anlamamızı sağlıyor.
Facebook hesabınıza girdiğinizde sayfanın üst kısmındaki kırmızı renkli bildirimler sizi heyecanlandırır mı? Bilimsel çalışmalar böyle olduğunu gösteriyor. Bildiğimiz gibi birçok bağımlılığın altında, beynin ön kısmında bulunan akkumbens çekirdeği ve hipotalamus arasındaki dopamin salgılayan hücrelerin büyük rolü var. Keyif ve ödül duygusu hissedildiğinde salgılanan dopamin, bu salgıya neden olan fiilin daha çok işlenmesini sağlamak üzere insanı o etkene bağımlı hale getirebiliyor. Benzer bir düzenek sosyal medyaya olan bağımlılığı da açıklayabilir. Zira Facebook sayfasındaki bildirimler ve “beğenme”ler, kullanıcıların beyninde fazladan dopamin salgılanmasına neden olarak insanların Facebook kullanımına bağımlı hale gelmesini kolaylaştırıyor. Aynı şeyin, örneğin Twitter’daki “retweet” veya “favori” bildirimleri için de geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kısacası tek bir tıklama yaparak takip ettiğiniz kişilerin beyin kimyaları ile böylesine etkili bir biçimde oynayabiliyorsunuz. Özellikle de çocuklarımız internetin bu cezbedici etkisi karşısında büyük oranda savunmasızlar.

UZUN VADELİ OLASI ETKİLER

Dijital dünyanın uzun dönemde zihnimizin işleyişine nasıl bir etki yapacağını henüz çok iyi bilemiyoruz. Zira “dijital dünyaya doğan” çocuklar henüz gençlik dönemlerindeler. Fakat beynimizin ve zihin çalışma sistemlerimizin bu dijital dünyaya uyum sağlamak üzere sürekli bir değişim geçirmesi kaçınılmaz.

Sinirbilimin son bulguları açısından baktığımızda benim gözüme en tehlikeli görünen uzun vadeli sorun, internet ve dijital ortamlarla büyüyen nesillerin uzun vadeli plan ve hedefler konusunda ciddi sıkıntılar yaşayabileceği gerçeği. Sinir sisteminin işlevsel anatomisinden bildiklerimize göre kısa süreli ihtiyaç ve geçici tatminler, beynimizin derinliklerinde yer alan “limbik sistem” adlı bölüm tarafından kontrol edilirken uzun vadeli hedeflere yönelik olarak anlık tatminlerin ertelenmesini sağlayan devreler beynimizin ön (frontal) ve üst-yan (parietal) bölgelerinde bulunur. Hepimizin bildiği gibi limbik sistem yaşamsal açıdan doğduğumuz aylardan itibaren aktif olduğundan ve frontal-parietal bölgelerin yaşamla olgunlaşması gerektiğinden, çocuklar genellikle uzun vadeli planlar yapamaz ve anlık itkilerle yaşarlar. Fakat yetişkin bireyler olurken beynimizde gerçekleşen en önemli değişikliklerden biri, frontal-parietal üst kontrol merkezlerinin gelişmesi ve bu devrelerin anlık “limbik” etkileri bastırma yeteneği kazanmasıdır. Bu sayede ileriye dönük planlar yapabilen, hazları erteleyebilen ve büyük işler başarmak üzere aylar, belki yıllar boyunca çalışabilen adanmış insanlar haline dönüşebiliriz. Fakat davranış çalışmaları maalesef internet ve dijital ortam kullanımının artmasıyla frontal korteks gelişiminin zayıfladığını bizlere göstermekte. Bunun uzun vadeli sonuçları ise oldukça iç sıkıcıdır. İtkisel ve anlık yaşayan, uzun vadeli planlar yapamayan, yoğunlaşma ve dikkat sorunları ile boğuşan ve sosyal iletişimde ciddi yetersizliklerden muzdarip bir nesil ortaya çıkması söz konusu. Elbette bunun önüne geçmek için yapılabilecek birçok şey, alınabilecek birçok önlem var; fakat bu tehlikenin bir an önce farkına varmamız ve bu uyarıları ciddiye almamız gerekiyor.

Kaynaklar

[n]Beyin Üyeleri Ne Diyor?

Yazıya 1 yorum yapılmış.

Archy Bowmaker 8 Şubat 2015

Bildiği hakikati kitlelere anlatmak erdemli insanlara özgüdür. Size nasip olmuş, ne mutlu! :)

Sorry, comments for this entry are closed at this time.

Facebook Yorumları