Dijital Dünyada İnsan Olmak: Bölüm 2

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Bedenimiz son derece karmaşık bir sistemler birliğidir aslında. Zihnimize ev sahipliği yapan beynimiz ve sinir sistemimizle geri kalan bütün vücut sistemleri ayrılmaz bir birliktelik içinde çalışırlar. Bedenin herhangi bir yerinde olup biten olaylar ve meydana gelen değişiklikler doğrudan zihnin çalışması üzerine etki eder. Aynı şekilde zihinsel aktivitenin de beden işleyişi üzerinde şaşırtıcı etkileri vardır. Zihnimizden sadece düşünceler geçirerek bedenimizin fizyolojik düzenini etkileyebileceğimizi hepimiz çok iyi biliriz. Örneğin, limon yediğinizi düşündüğünüzde ağzınız sulanır, utandığınız bir anınız aklınıza geldiğinde yüz kızarması veya kalp hızlanması gibi utanma tepkileri değişik derecelerde vücutta ortaya çıkmaya başlar vs.

Bedenimizin genel yapılanmasına baktığımızda zihin ve beden arasında ayrılmaz bir biçimde gördüğümüz birliktelik, günümüz teknolojisinin yönlendirmeleri sonucunda birbirlerinden endişe verici biçimde kopmaya başladılar. Bilgisayar teknolojisi, zihinsel faaliyetlerimizi çeşitli “arayüzler” aracılığıyla sayısal ortamlara aktarmamızı sağlarken zihnimize de çok geniş bir yelpazede üretimler yapma fırsatı sunuyor. Son geliştirilen dokunmatik arayüzler ve taşınabilir cihazlar sayesinde artık her an hem dünyanın bilgisine internet üzerinden bağlı kalabiliyor hem de zihnimizin ürettiği neredeyse tüm çıktıları anında sayısal ortama aktarabiliyoruz.

Koşan Zihin, Duran Beden

Bilgisayarlar, taşınabilir cihazlar, tabletler ve zahmetsiz dokunmatik arayüzlerle benim gibi fazlaca meşgul olanların yaşadıkları ve dikkat edilmediğinde pek fark edilmeyen bir sorun var: bu bu tip cihazlarla belli bir süre çalıştığınızda (özellikle kitap yazmak, sanatsal üretim veya sayısal tasarım gibi üretken işler üzerinde uğraştığınız durumlarda) zihindeki yüksek aktivite ve bedenin durağanlığı arasında bir tezat ortaya çıkıyor. Elimizdeki cihazlar zihnimize adeta sınırsız bir hareket alanı sağlarken bedenimiz cihazları en konforlu kullanabileceği pozisyonlarda sabitlenerek adeta kilitleniyor ve neredeyse tamamen hareketsiz bir vücudun birkaç parmak hareketi veya tuş takımı (klavye) oynaması ile belki de dünyayı değiştirecek fikirlerimizi sayısal ortama aktarma gibi bir tezat yaşıyoruz. Bu çelişkili durum büyük oranda sayısal teknolojinin sadece zihinsel üretimi baz alarak geliştirilmesine ve ağırlıklı olarak batılı dünya görüşünün “konfor” anlayışına dayanıyor. Asgari eforla azami iş yapma mantığı biyolojik yapımızla ters düştüğü için sürekli olarak şişmanlık, metabolizma ve dolaşım bozuklukları gibi sıkıntıları artan oranlarda yaşamaya devam ediyoruz.

Bu tarz bir teknoloji kullanımının tek zararı uzun süreli şişmanlık gibi etkiler de değil. Uzun süren hareketsizlik durumu, hareket için kurgulanmış bedenimizde salgılanması gereken bazı kimyasal maddelerin salgılanmaması gibi dezavantajlar da doğuruyor. Örneğin, egzersiz durumunda salgısı artan endorfin benzeri maddeler, vücudumuzda ağrı kesici, onarıcı ve mutluluk verici birtakım etkilere sahip. Hareketsiz bir yaşam bunların salgılanmasını azaltarak ruh durumumuzda da belirgin bir depresyon ve sıkıntı hali oluşmasına neden oluyor. Elbette hareketsiz yaşamın tek suçlusu bilgisayarlar değil; fakat hareketlerimizi büyük oranda kısıtladıklarına şüphe yok.

Teknolojik ilerleme çizgisi bu minvalde devam ettikçe bunun gibi sorunları artarak yaşayacağımızdan şüphem yok. Fakat bunun çareleri de var. İlk olarak Steven Spielberg’ün yönettiği Minority Report (Azınlık Raporu) adlı filmle tanıştığımız; bugün ise Wii ve Kinect gibi oyun konsolları aracılığıyla hayatımıza girmeye başlayan “tüm vücut kontrollü arayüz” mantığı ile bu handikapı aşabiliriz. Minority Report filmini ilk izleyenler, Tom Cruise’un canlandırdığı karakterin bilgisayar kullanımını oldukça garipsemişlerdi. Ayakta, müzik eşliğinde, tüm vücudun hareket ettirilmesini, hatta “dans etme”ye benzer hareketleri gerektiren dev ekranlı bir çeşit “teleaktif” bir bilgisayar mantığı söz konusuydu. Günümüzde, adeta tek bir parmağımızı oynatarak yapabileceğimiz birçok şeyi “anlamsız” görünen abartılı vücut hareketleriyle yapmanın bir manası olmadığını düşünmüş olabilirsiniz. Fakat bedenimizin ihtiyaçları da göz önüne alındığında bundan sonra geliştirilecek teknolojilerde böyle bir arayüz mantığının kullanılması belki de “hayat kurtarıcı” olabilir.

Minority Report filminde kullanılan kurgu bilgisayar teknolojisine ilham kaynağı olan tam beden kullanıcı arayüzüne bir örnek

Gelecek yıllarda bilgisayarlardan kaynaklı hastalıkların sigara gibi alışkanlıklara bağlı hastalıklar gibi alarm verici bir düzeye yükselmesini beklemek çok da mantıksız değil. Bunun önüne geçebilmek için bilgisayar arayüzü teknolojilerimizi beden-zihin birlikteliği bağlamında tekrar ele almak iyi bir başlangıç olacaktır. Evlerde kullanılan bilgisayarların, ayakta ve hareketli bir şekilde tüm vücut tarafından kontrol edildiği ve oyunların da beden hareketleri ile oynandığı sistemlerin yaygınlaşması, bizi bilgisayarın belki de en önemli etkisi olan hareketsizlikten koruyacaktır. Şu anda bazı oyun konsolları bu imkanı sağlamakla birlikte her türlü bilgisayar kullanımında böyle bir alternatifin gözde hale getirilmesi için çalışmalara bir an önce hız verilmesi gerekiyor.

Evet, reklam kokuyor ama, Kinect yapılırken böyle olması amaçlanmıştı

Zihin-Beden Tutarsızlığı?

Konuyla ilgili çok dikkati çekmeyen bir uyarıyı daha burada paylaşmak isterim. Bilgisayarlara tuş takımı ve fare aracılığıyla yaptığımız girdilerde vücudumuzun çok küçük bir kısmını kullanırken çoğu zaman çok yoğun bir zihinsel mesai harcıyoruz. Bilgisayarda ürettiğimiz tüm işler için birbirine çok benzer vücut hareketleri yapıyor, sadece tuş takımına veya fareye bağımlı bir fiziksel aktivite düzeyi gösteriyoruz. Bu durum uzun dönemde bedenimizden “zihinsel bir kopuş”u da kaçınılmaz hale getiriyor. Kişi bedenine yabancılaşıyor, bedeninin ilişkilerini küçümsemeye ve ihmal etmeye başlıyor (bilgisayar programcılarında ve “kurtlarında” bu durumu sıklıkla gözlemleyebiliyoruz). Bunun uzun dönemdeki etkileri de kişiden kişiye değişmekle birlikte genellikle vurdumduymazlık, duyarsızlık, tutarsızlık, konsantrasyon bozuklukları gibi olumsuz kişilik özellikleri olarak karşımıza çıkabiliyor.

İlerleyen dönemlerde bilgisayarlarla çok daha uzun zaman geçirmek zorunda kalacağımız aşikar. Hatta bu üretim ve rekabet hızına bakarak yakında uyanık kaldıkları tüm süreyi bilgisayar başında geçiren insanların sayısında çok dramatik bir artış olacağını öngörebiliriz. Dolayısıyla, günümüzde bile hareket etmeye fırsat bulamayan insanlara birkaç yıl sonra, egzersiz yapın, diye tavsiyede bulunmak iyice anlamsızlaşabilir. Teknolojinin de bu konuda bazı adımlar atması gerekiyor. Bu niyetle başlatılacak girişimler, şimdiye kadar hayal edemediğimiz yeni insan-bilgisayar arayüzlerinin de kullanıma girmesini sağlayabilir.

Bu hayatı “kolaylaştırmak” o kadar da kolay değil. Biyolojimizi ve varlık özümüzü göz ardı ettikçe yaşayacağımız sorunlar katlanarak artacak. Bunun en iyi örneği belki de bu kadar ilerlemesine rağmen bizi bu denli zor durumlara sokma riski taşımaya devam eden bilgisayar teknolojisi olsa gerek.

Kaynaklar

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Yorum Yap