Duygular ve Duygu Yüklü Anılar

Duygular, insan bilişi için önemli olmakla birlikte, duyguların laboratuvar ortamında kontrollü bir şekilde çalışılması zor ve zahmetli görülmüştür. Bilişsel (cognitive) ve algısal (perceptual) süreçlere sıklıkla odaklanan sinirbilim çalışmaları, son yıllarda duygular ile ilgili süreçleri araştırmaya yönelmiştir. Zira duygular bilişten ve algıdan ayrı düşünülemez ve bizim sahip olduğumuz pek çok motivasyonel davranışa öncülük eder.

Damasio’ya göre, “Duygu, basit veya karmaşık bir zihinsel değerlendirme süreci ve bu sürece karşılık gelen ve çoğu zaman bedene yönelip duygusal bir vücut durumuyla sonuçlanan ancak beyne de yönelerek ilave zihinsel değişikliklere neden olan yanıtların bileşimidir”.

Organizmada ne kadar hoşa gittiği ve organizmayı ne kadar heyecanlandırdığına/uyarıldığına göre iki temel boyutta değerlendirilen duygular, çevreye daha iyi adaptasyon sağlamayı ve yaşamda kalıma katkı sağlarlar. Damasio, birincil (primer) ve ikincil (seconder) duygular olmak üzere iki tip duygular kümesi olduğunu öne sürmüştür:

Birincil duygular yaşamda kalım için ön koşul

Birincil duygular, tüm kültürlerde ortak olarak görülen kızgınlık, iğrenme, korku, mutluluk, üzüntü, şaşkınlık olmak üzere 6 temel duygudan oluşur. Bu duygular doğuştan var olan ve önceden düzenlenmiş otomatik cevaplara sahip duygulardır. Bu cevabın amacı, bedeni “kaç ya da mücadele et” durumuna hazırlamaktır.

Daha karmaşık bir yapıya sahip olan ikincil duygular ise kişinin kendisini sosyal olarak bir diğeriyle karşılaştırdığı ve toplum tarafından kabul edilmeye ya da yüceltilmeye hizmet eden ve bu yolla kişinin yaşamda kalımına katkı sağlayan duygulardır.

Korktuğumuz için mi kalbimiz hızla atar yoksa kalbimiz hızla attığı için mi korkarız?

emotJames’in fizyoloji kökenli teorisine göre, önce durum ya da nesne algılanır, sonra fiziksel/bedensel bir cevap ortaya çıkar, daha sonra da duygusal uyarılma meydana gelmektedir. Örneğin, bir ayı ile karşılaştığımız zaman kalbimiz hızla atmaya başlar ve bu yüzden koşmaya başlarız, sonra korkarız. Bir başka deyişle, korktuğumuz için koşmayız, fakat koştuğumuz için korkarız.

Cannon-Bard ise duyguların fizyolojik değil, bilişsel değerlendirme sonucu ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Örneğin, bir ayı ile karşılaştığımızda önce korkarız, korktuğumuz için de koşarız.

Bilişsel bir teori olan Schachter-Singer’a göre ise duyguların ortaya çıkması, karşılaşılan durumun nasıl yorumlandığına ve durumun kişinin hayatında ne anlama geldiğine göre değişmektedir. Durum ya da nesne öncelikli olarak kişisel kâr ve zararımıza göre yorumlanmaktadır, daha sonra ona uygun şekilde bir duygu ortaya çıkmaktadır. Buna göre, duygu, fiziksel uyarılma ve bu uyarılmanın bilişsel olarak yorumlaması olmak üzere iki unsur içermektedir. İnsanlar belirli olmayan bir fizyolojik uyarılma yaşadıklarında bunun geleceği için ne anlama geldiğine dair çıkarım yapma eğilimindedirler.

En güvenilir ipucu: yüzdeki duygu ifadeleri
Yüzdeki duygu ifadeleri sözel olmayan iletişimin en önemli bileşenlerinden biri olarak görülmektedir. Duygu ifadelerini anlamadaki doğruluk, bireyin sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlayan önemli bir unsurdur. Yüzdeki duygu ifadeleri yüz derimizin altında yer alan kasların hareketi sonucunda meydana gelmektedir. Her bir kas, yüzdeki duygu ifadelerini açığa çıkarmada görevli olmakla birlikte, bir aksiyon ünitesi şeklinde çalışmaktadır.
Yüzdeki duygu ifadelerinden alınan bilgi, bedenin diğer bölgelerinden alınan bilgilerin önüne geçer. Diğer bir deyişle, bireyler iletişim halindeyken birbirlerinin duygularını ve dolaylı olarak niyetlerini anlamak için yüzden okunan bilgiye öncelik vermektedirler.

Duygu yoğunluğu yüksek olan anılar daha güçlü bir şekilde hatırlanır

Biyolojik açıdan önemli bir durum söz konusu olduğunda, birincil duygular organizmanın hayatta kalması, üremesi ve böylece neslin devamlılığı olasılığını artıracak tepkiler vermesini sağlar.

Amigdala ve hipotalamus, limbik sistemin iki önemli parçasıdır. Amigdalanın olaylar ve duygular arasında bağlantı kurmada önemli bir rolü bulunmaktadır. Ayrıca beynin duygusal belleğinin kodlanmasından da sorumludur. Limbik sistem içerisindeki hipokampüs ise kendisi için önemli olduğunu belirlediği yaşantıları, hatıra olarak depolanmak üzere serebral kortekse göndermektedir. Duyguları ve belleği birlikte işleyen limbik sistemin özellikleri dikkatle incelendiğinde, duygusal açıdan olumlu izler bırakan öğrenme durumlarının neden uzun süreli belleğe kolayca kaydedildiği daha iyi anlaşılmaktadır.

Limbik sistem duyguları kontrol eder. Ayrıca uzun süreli belleğin önemli bir kısmı da limbik sistem içinde yer alan hipokampüs tarafından düzenlenir. Duygularımız ve belleğimiz limbik sistem tarafından kontrol edildiğinden duygusal bağ kurduğumuz olayları daha çabuk hatırlarız. Çünkü aynı bölgedeki duygusal merkez, bellek kısmını ateşleyecek bağlantılara sahiptir.

Amigdala ve hippokampüsün yakınsallığı ve bağlantısal çokluğu, duygu içerikli yaşam olaylarını duygu içerikli olmayan yaşama olaylarından daha çok hatırlamamızın sebebidir. Yoğun stres yaratan ve hipokampüste hücre üremesini azaltan travmatik yaşam olaylarında ise hatırlama olmayabilir.

“Her hatıranın duygusal bir özü vardır ve o özü yok ettiğinizde hatıra bozulmaya başlar.”

(Eternal Sunshine of the Spotless Mind)

Kaynakça:
Kowalski, R. & Westen, D. (2005). Psychology (4th ed.). USA: John Wiley & Sons, Inc. Oatley, K. & Jenkins, J.M. (1996).Understanding Emotions. Cambridge, Massachusetts: Blackwell Publishers Inc.

Yorum Yap