Emirleri Kimden Alıyorsunuz?

Bir gün Delfi’deki Apollon Tapınağı’na tırmanan Sokrates, tapınağın girişinde şu yazıyı fark eder: “Kendini bil”. Binlerce yıllık felsefe öğretilerinden Uzakdoğu dinlerine ve hatta Yunus Emre’nin “Sen kendin bilmez isen ya nice okumaktır” diye devam eden şiirinden, “Bir ben var benden içre” sözünden de aşikâr olduğu üzere Sufizme kadar uzanır “kendini bil” öğretisi.

Peki, nedir bu kendini bilmek?

Tarih boyunca birçok düşünür bu konu üzerine fikir öne sürmüş ve adeta bir pastanın kendi paylarına düşen dilimlerini servis etmişlerdir. Nietzche, bu sözün anlamını, ilk görünenin tam tersinden ele alır: “Kendinle ilgilenmeyi kes ve nesnel ol!” Ayrı ayrı değerlendirildiklerinde çok karmaşık görünse de bütünsel olarak ele alındığında, yani hepsini bir araya getirip düşünüldüğünde, öğreti kendini iki türlü insan portresi çizerek ele veriyor: duygu güdümlü ve mantık güdümlü insan.

Duygu güdümlü insan yaşadığı günlük olaylara, Freud’un da katılacağı üzere, muhtemelen erken yaşlarda öğrendiği kalıplarla, düşünce süreçlerini devreye sokmaksızın (önceden edinilmiş güvenli düşünce yolunu takip ederek) otomatik tepkiler üretir. Bunu bir atın üstüne binip dizginleri eline almadan at nereye gitmek, nerede otlamak isterse oraya giden bir biniciye benzetebiliriz. Bu yolculuğun en tehlikeli yanıysa insanların bu tür yaşam şeklini normal zannetmeleri ve değişim için harekete geçme ihtiyacı duymamalarıdır. Bu şekilde otomatik pilotta geçen günler, yeni düşünce kalıplarını, yani yeni hazır yargıları, öncekilerle bağlayıp bir düşünce zinciri gibi zihnimize biz farkında olmadan yerleştirip bunları bizim yapar ve sonuçta biz bunlardan ibaret oluveririz. Hepimiz yaşadığımız bir olaya fevri tepki verip, işin duygusal kısmını teşkil eden hormonlar etkisini yitirdiğinde, mantığı devreye alıp pişmanlık yaşamışızdır illaki. İşte bu fevri tepkinin sebebi tamamen hazır yargılardır. Sonradan pişman olmamızı sağlayan ise ona ister sağ duyu deyin ister mantık deyin gerçek “ben” her kimse odur.

Milgram deneyi

Milyonlarca yıllık evrim yolculuğu, hiçbir canlıya gereksiz bir nitelik kazandırmamıştır bakıldığında. Dolayısıyla şöyle düşünebilirsiniz: Öyleyse bu otomatik pilot nasıl oldu da gelişti benden habersiz? Aslına bakarsanız pek de öyle olmadı. Bu hazır yargılar sayesinde ormandaki yırtıcılardan, sıcak sobadan ve yüksek uçurumlardan korunduk ve 2016’yı bulabildik insan türü olarak. Bu tür hazır yargılar her canlıda bir nevi savunma mekanizması olarak varlığını korur. Ancak biz insanların dezavantajı, kolay yolu seçip harekete geçme yetkisini devretmeye olan meylimizdir. Dolayısıyla zamanla kendimizi bu hazır düşünce kalıpları ile özdeşleştirmiş olduk.

Bu konuyu en iyi Milgram deneyinin açıklayacağını düşünüyorum. Yale Üniversitesi psikologlarından Stanley Milgram, soykırım sonrası ifade veren bir Nazi subayının “Ben sadece emirleri yerine getirdim” demesi üzerine bir deney tasarlar. (Milgram deneyi hakkında ayrıntılı bilgi için “Experimenter” isimli filme bakabilirsiniz.) Kabaca belirtecek olursak, Milgram bu deneyinde deneklere öğretmen ve öğrenci olarak 2 sınıfa ayrırır. Öğretmen rolündeki deneklerden öğrenci rolündeki deneklere “uzun adam”, “kırmızı çanta” gibi birtakım kelime kalıplarını öğretmelerini ister. Test aşamasında öğretmen olan deneklere öğrencilerden gelecek her yanlış cevap için giderek artmak suretiyle elektrik şoku vermesi gerektiğini söyler. Deney başlamadan önce kendilerinde bir izlenim bırakması için düşük voltaj bir elektrik şokuna maruz bırakılan öğretmen denekler, öğrenci deneklere insan bedeninin kaldırabileceğinden çok daha yüksek voltajlara kadar çıkan şiddette şok verdikleri ve deney bölgesindeki otorite olan doktorlara pek de direnmeksizin itaat ettikleri gözlemlenir. Merak etmeyin, öğrenci denekler tamamen deneyden haberdar olan oyunculardan oluşuyor ve tabii ki öğretmen denekler her ne kadar gerçekten şok verdiklerini zannetseler de yanılıyorlardı.

Hazır yargılar üzerine kurulmuş bir benlik

Bu deneyin de net bir şekilde ortaya koyduğu üzere, insanların büyük bir çoğunluğu gerçekten mantıklı düşünmeksizin belli bir olaya hazır davranış kalıpları sunup en güvenli yol olan otoriteye itaati seçiyorlar. Bu, tam olarak “kendini bil” felsefesinden uzak, hayatını hazır yargılar üzerine kuran ve kendi gerçek kimliğini hiç keşfetmemiş insan davranışıdır. Öyle zannediyorum ki bu tür bir insanın caniliğe, ırkçılığa ve ayrımcılığa kadar inebilmesi de gayet doğal olacaktır lakin ne yapmakta olduğunun kesinlikle farkında değildir. Gelelim tekrar Nietzche’nin ne demek istediğine: “Kendinle ilgilenmeyi kes ve nesnel ol. Sana ait olmayan, nereden edindiğin belirsiz düşünce ve nihayetinde davranış kalıplarını bırak, nesnel ol.” Bu düşünce, “kendini bil” felsefesinin giriş anahtarıdır. Hayatı daha farkında yaşamak, öyle görünüyor ki sürekli içgözlem yapıp olaylara verdiğimiz tepkileri düşünmek ve o hazır kalıpları teker teker kırmaya başlamakla kaim bir durum.

Şimdi sizi şunu düşünmeye davet ediyorum: Harekete geçmek için emri kimden alıyorsunuz?

Yorum Yap