Kış Depresyonu Belirti ve Tedavileri

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Daha önce “Kış Depresyonu Nedir?” başlıklı yazımızla mevsimsel duygulanım bozukluğuna (seasonal affective disorder – SAD) bir giriş yapmıştık. Bu yazımızda bu durumun kimlerde görülebileceği, belirtilerinin ne olduğu ve bazı tedavi yöntemlerinden bahsedeceğiz.

Etnik köken, ten rengi ve coğrafi konum, ülkeden ülkeye bir bireyin SAD geliştirme olasılığını büyük ölçüde değiştirir. Kronik SAD’ın ortalama %0-10 arası bir sıklıkta görüldüğü bildirilmiştir.

Genel olarak, yapılan araştırmalar, yüksek enlemlerde yaşayan birinci ve ikinci nesil koyu tenliler, menopoz dönemindeki kadınlar, kapalı mekânlarda çalışan bireyler ve kendisi ya da ailesinde zihinsel rahatsızlık geçmişi bulunan bireyleri SAD açısından riskli grup olarak değerlendirir.

Ancak ten rengi SAD gelişiminin ana belirleyicisi değildir. Norveç’te yaşayan insanlar, etnik gruplar arasındaki fark açısından incelendiğinde, Sri Lanka’dan gelen (koyu tenli) erkeklerde SAD sayısının en düşük değerde olduğu (%6), İranlı erkeklerin genelde daha açık tonlu tenleri olmasına karşın onlardan belirgin bir şekilde yüksek (%21) olduğu bulunmuştur.

Şüphesiz ki SAD, üreme yaşında kadınlarda erkeklerden daha yaygındır. Rapor edilen vakaların %60 ile 90’ı kadınlara ilişkindir. Her ne kadar kız ve erkek çocuklar, ergenliğe kadar neredeyse eşit oranlarda etkileniyorlarsa da erkekler ve kadınlar arasındaki farkların belirginleştiği yaşlardan itibaren kadınlar önceliklidir. Bu durum, yaşlılık döneminde yeniden eşitleninceye kadar devam eder.

Belirtileri

SAD’dan mustarip bireylerin 3’te 1’inden fazlası bahar ve yaz aylarında hafif “hipermani” gösterirler. Hipermaninin belirtileri aşırı heyecan, yüksek ilgi düzeyi, kolayca kaybolan dikkat, konuşkanlık ve uykuya olan ihtiyacın azalması şeklinde olabilir. Öte yandan, kış aylarında deneyimledikleri hipomaninin belirtileri aşağıdaki gibidir:

  • Uyanmanın aşırı zor hale gelmesi
  • Artan iştah, karbohidratlı besinlere düşkünlük, kilo alma (kimi raporlarda, bu süreçte iştah ve kilo kaybı da bildirilmiştir)
  • Miskinlik ve geçmeyen yorgunluk
  • İltihaplanma ile ilişkili bağışıklık sistemi yanıtının yükselmesi
  • Sosyal etkileşimlere karşı ilgisizlik
  • Günlük aktivitelerde motivasyon ve ilginin yok olması
  • Cinsel istekte azalma (sonbahar/kış aylarında çocukların doğmasını engelleyecek evrimsel bir avantaj olduğu düşünülmektedir)
  • Düşüncede belirsizlik, odaklanma zorluğu ve karar vermenin güçleşmesi
  • Önemsizlik fikrinin baskın olması ve tekrar eden ölüm düşüncesi

Tedavi Yöntemleri

Işık Terapisi: Bu, göze ışık girmesi üzerinden işleyen bir tedavidir. 1960’larda İngiltere’deki okullarda uygulanan bu yöntem, 1984’te ilk kez resmi olarak SAD tedavisi için reçete edilmiştir. Ancak SAD tedavisinde ışık terapisinin etkileri birçok kez araştırılmışsa da son yıllara kadar yapılan araştırmaların kalitesi oldukça düşük kalmıştır.

Bazı araştırmacılar, ışığın göze değil de kulak kanalı üzerinden doğrudan beyne gönderilmesinin de faydalı olacağına ilişkin bulgular edinmişlerdir.

Yakın zamanlarda gerçekleştirilen birden fazla araştırmanın verileri incelenerek yapılan bir analizde (meta-analiz), 586 adet yayımlanmış makale olmasına karşın, kalite seçiminden ötürü sadece sekiz araştırma değerlendirilebilmiştir. Değerlendirme sonunda ışık terapisinin etkenliği 0.54 olarak bulmuştur-ki bu %54 gibi düşünülebilir.

Daha az seçici olan ve 2005’te gerçekleştirilen bir meta analizde, ışık terapisinin etkenliği %84 olarak verilmiştir. Bu gelecekte yapılacak yeni bir meta-analizde oranın belki de daha da düşeceği izlenimini verir. Dolayısıyla, parlak beyaz ışık terapisinin tüm SAD’ları tedavi etmede kendi başına yeterli olmadığı, birden fazla tedavi yönteminin bir arada kullanıldığı ve yaşam tarzında bazı değişikliklerin beraberce uygulanması gerektiğini düşündürür.

Şafak Simülatörleri: Etkenlik konusunda SAD ile yarışan başka bir metot da budur. Şafak simülatörleri de beyaz parlak ışık kullanır ancak bunlar gün ışığını taklit ederek zaman içinde kademeli olarak ışık artışı sağlar.

90’ların başından beri birçok araştırma, parlak beyaz ışık kullanımıyla şafak simülatörlerini karşılaştırmaktadır. Maalesef ki bu araştırmalarda sonuçlar birbirine uyumsuz olmuş  ve belirgin bir cevap bulunamamıştır. Bu konuda yayımlanan ilk kontrollü ve detaylarıyla kurgulanmış çalışmada, üç hafta boyunca 40 katılımcıya tedavi uygulanmış, parlak beyaz ışık ve şafak simülatörü kullanımlarında, depresyon seviyelerinde sırasıyla %44 ve %42 azalma gözlenmiştir. Katılımcıların “tercihleri” de benzer bir yakınlık göstermiştir: 21:19.

İlginç bir şekilde, katılımcıların tercih ettikleri tedavi yöntemi onlar için daha etkili olmuştur. Başlangıç depresyon ölçümleri daha yüksek olan hastaların tercihi parlak ışık terapisi olurken daha düşük değerde depresyon ölçütleri olan hastalar şafak simülatörünü tercih etmişlerdir.

Psikoterapi: SAD’a özgü olarak bilişsel davranış üzerine yapılan bazı terapiler, çevrenin ve bilincin SAD belirtilerinin başlaması ve ilerlemesindeki rollerini ortaya koymuştur. Işık terapisi ile yapılan karşılaştırmalarda, 6 haftalık tedaviden sonra hastaların depresyon düzeyleri bir yıl boyunca iki tedavide de benzer düzeylere düşmüştür.

Ancak iki yıl sonra gruplar arasında büyük bir farklılık belirtilmiştir. Işık terapisi alanların %45.6’sı yeniden SAD belirtileri geliştirirken psikoterapi alanlar için bu oran %27.3’te kalmıştır. Işık terapisi alan bireylerin semptomları da daha ağır olmuştur.

Büyük ihtimalle psikoterapi ile desteklenen ışık terapisi birçok SAD için en iyi metot olacak ancak bunu araştıran bir çalışma henüz gerçekleştirilmedi.

İlaçla Tedavi: Birkaç yıl öncesine kadar bazı Seçici Serotonin Yeniden Alım İnhibitörlerinin (SSRI*) SAD’ın tedavisinde kullanılacak en etkili ilaç olacağına ilişkin hâkim bir inanç vardı. Bu akla yatkın görünüyordu çünkü SAD’da melatonin seviyesi yükseliyor, buna bağlı olarak serotonin düşüyordu. Düşük serotonin için SSRI kullanımı oldukça mantıklıydı. Ancak artık cevap o kadar kesin değil.

SAD’ın tedavisinde kullanılan SSRI ilaçlarının etkileri üzerine yapılan araştırmaların kalitesi biraz düşüktür. Kimi ilaçlar üzerinde yapılan çalışmalarla, araştırmacılar, sonuçların netlikten uzak olduğunu ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtmişlerdir. Dahası, kronik SSRI kullanımı, SAD için geliştirilen bir fare modelinde beklenenin tersi yönünde bir etkiye neden olmuştur. SSRI kullanımından sonra beyindeki serotonin seviyesi belirgin bir şekilde düşmüştür. Ancak bu düşüş farelere serotonin desteği (5-HTP: 5-hidroksitriptofan) sağlanarak giderilebilmiştir.

SSRI araştırmalarının SAD için kullanışlı olabileceğine dair destekleyici araştırmaların yokluğuna rağmen dünya genelinde, SAD hastalarına SSRI verilmeye devam edilmektedir. Her ne kadar bunu kanıtlayacak veriler düşük düzeyde de olsa ağır depresyon ve SAD aynı hastalık grubu içerisinde değerlendirilmektedir.

Egzersiz: Depresyon için ilaçlardan uzak bir tedavi, egzersizdir. Bir hafta boyunca günde 1 saat ışık tedavisi alan bireyler ile günde bir saat bisiklet kullanan bireylerin karşılaştırıldığı bir çalışmada, hem mevsime bağlı hem de mevsimden bağımsız depresyonu olan bireylerin katılımı sağlanmıştır. Bu çalışma sonunda, egzersizin her iki depresyonun belirtilerini de azalttığı ortaya çıkmıştır. Öte yandan, ışık tedavisi mevsimsel depresyonu iyileştirirken mevsimden bağımsız depresyon üzerinde herhangi bir etki sağlamamıştır.

Beslenme: Protein temelli beslenme umut verici görünmektedir. Azaltılan ışığa maruz kalmadan önce ağırlıklı olarak gluten ile beslenen farelerde depresyon benzeri belirtiler kazein ağırlıklı diyetle beslenen farelerden daha fazla olmuştur. Öte yandan, soya proteinleri ile beslenen farelerde belirtiler daha da azdır. Bu sonuç, soya proteininde bolca bulunan triptofan amino asidi ile ilişkilendirilmiştir. Vücut içerisinde triptofan 5-HTP’ye o da serotonine dönüştürülür ki serotonin daha sonra melatonine dönüştürülecektir.

Ancak bahsi edilen bu çalışma, plasebo kontrollü bir çalışma olmadığından ve karbohidrat temelli içecekler SAD belirtilerinin tedavisinde plasebodan hiçbir fark göstermediklerinden sonuçlara dikkatle yaklaşılmalıdır.

Bir diğer ilgi çekici amino asit ise L-serin olmuştur. SAD modeli farelerinde, parlak ışık maruziyetine bağlı olarak geliştirilen yanıt L-serin injeksiyonu ile artırılmış, böylece serince zengin besinlerin (yumurta ve soya gibi) ya da alınacak serin desteklerinin SAD belirtilerini azaltacağı düşünülmüştür.

Vitamin D: Eğer daha önce SAD’ı duyduysanız D vitamini desteklerini de mutlaka duymuşsunuzdur. D vitamininin SAD belirtilerini hafifletmesi şaşırtıcı değildir. Bu vitamin, bedenin UV ile maruziyeti ile üretilir ki kış aylarında doğal olarak azalır. D vitamini, azalmış seviyeleri depresyon ile ilişkilendirilen nörotansmiterler olan serotonin ile dopaminin üretiminde de rol oynamaktadır.

Yakın zamanlarda yapılan iki araştırmada, daha önceden depresyon atlatmış Danimarkalı sağlık çalışanları incelenmiştir. Araştırmacılar, D vitamini ve plasebonun günlük alımlarında hiçbir etki farkı gözlememişlerdir. Ancak daha önce yapılan çalışmalara kıyasla, bu çalışmada kullanılan D vitamini miktarının, SAD belirtilerinin tedavisi için kullanılan dozun alt sınırında olduğu ve miktar artırıldığında (günlük 100 mg) farkın ortaya çıktığı bildirilmiştir.

Doğal Işık: Ek olarak, yaşam tarzında ışığa daha fazla maruz kalmanızı sağlayacak değişiklikler büyük fark yaratabilir. Normal gün döngüsüne ancak mümkün olduğunca fazla güneş ışığına ve akşam saatlerinde daha fazla karanlığa maruz kalarak kavuşabiliriz. Dolayısıyla iş yerindeyken dışarı çıktığınız molalar alın. İzinli günlerinizi dışarıda geçirin. Akşamları yapay ışıklandırmaları daha az kullanın ki bu da melatonin üretiminizi artırsın.

*Terimin İngilizce orijinalinin “Selective Serotonin Reuptake Inhibitor” baş harfleri.

Öne çıkarılmış görsel: Getty Images

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Yorum Yap