Konuşamam, ama bir şarkı söyleyebilirim!

Hayvanların kullandığı iletişim tiplerinden olan “dil” becerisini özellikle birçok primat ve kuşta görebiliyorken bunun daha karmaşık bir üst boyutu olan, yüksek davranışsal-bilişsel becerilerin kullanıldığı’konuşma dili’ dediğimiz fonksiyonu sadece türümüz Homo sapiens’te görüyoruz. Bu becerinin kazanılmasına dair teorilerin bir kısmı konuşma dilinin doğal seleksiyonda avantaj sağlaması ve türün devamlılığında kritik bir görev üstlenmesi yönünde. Diğer güçlü bir görüşse  türümüzün otçul beslenme ve orman yaşamından, etçil beslenme ve avcı-toplayıcı hayata geçişinin bipepalizmin(2 ayak üstüne kalkma), alet kullanmaya başlamanın ve el-göz becerilerindeki yükselişin beyni evrimleştirdiği ve büyüyen bu yeni beynin yan ürünü olarak ‘konuşma dili’nin ortaya çıktığını savunuyor.

Sağlıklı Homo sapiens’lerdenseniz büyüme-gelişme sürecinizde 3.-15. aylar arasında anlamsız sesler çıkarmanızla konuşmayı öğrenme süreciniz başlar. 18.-50. aylar arasında sesleri taklit etme ve kelimeleri kombinlemeyi öğrenirsiniz ve ‘gerçek konuşma’yı kazanırsınız.

Peki bu beceri beyninizde nasıl bir fizyolojiyle sağlanıyor?

Gerçek konuşmanın birinci adımı, Brodmann 44-45 sayesinde sesleri kelime olarak öğrenmek ve kelimeleri kombine edip cümle oluşturmaktır. İkinci adım, Brodmann 22 sayesinde tutarlı cümleler kurabilmek ve dizili kelimeleri hafızaya alarak algılanmasına dayanan konuşulanları anlama sürecidir.  Tutarlı cümle kurma becerileri kusurlu olan kişiler kendi kurdukları cümleleri de anlayamazlar.

cartoon the emergence of language we need to talk

Konuşmanın beyinde bu kadar kompleks ve geniş asosiasyonlar isteyen bir mekanizmasının olması, söz konusu herhangi bir beyin hasarında dil fonksiyonlarının çeşitli derece ve karakterlerde etkilenmesi adına bir dezavantaj haline gelir. Konuşmanın temel karakterleri olan anlama, konuşma, tekrarlama, okuma-yazmanın farklı seviyelerdeki bozukluklarının görüldüğü durumlar genel olarak “Afazi” olarak tanımlanır. Yunanca a– (without/dışı) ve phásis (speech/konuşma) kelimelerinden türemiş; speechlesness yani Türkçesiyle konuşamamazlık/söz yitimi anlamına gelen bu tablo en sık inme ve travma, nadiren de enfeksiyon ve tümör sebeplerinden ortaya çıkar. Kendi içinde de gruplara ayrılan afazilerden en sık görüleni Broca Afazisi‘dir.

Fransız anatomist ve antropolog Paul Broca, takip ettiği yıllar boyunca anlaşılır konuşamama şikayeti olan hastalar üzerinde çalıştı. Meşhur iki vakasından otopsisini ilk yaptığı Leborgne’nin hayattayken üretebildiği tek kelime ‘tan’dı ve tıp tarihine ‘tantan’ lakabıyla yazıldı. Paul Broca konuşamama problemi olan hastalarında yaptığı otopsilerde lezyon saptadığı sol beynin arka alt frontal girusuna (Brodmann 44,45) kendi adını vererek Broca alanının isim babası oldu. Gözlemlerine dayanarak hastalarda özellikle konuşma, tekrarlama, adlandırma becerilerinde fonksiyon kaybıyla karakterize olan tabloya da Broca Afazisi adını verdi. (Broca ayrıca Eiffel Kulesi’ne adı kazınmış olan 72 isimden biridir.)

Pierre Paul Broca, 1824-1880

Paul Broca bu çalışmasıyla aslında kendisinden daha önce, 1770’ler, konuşma bozukluğu olan hastalarla çalışmış olan Alman klinisyen Johann Gesner’in “konuşma amnezisi” diye adlandırdığı tablonun anatomideki yerini göstermiş oldu. Gesner 6 vakasında bugün “Akıcı Afazi(Wernicke afazisi)” dediğimiz akıcılığında bir sorun olmayan fakat konuşma içeriğinin anlamsız olduğu, yarım yamalak cümlelerin saçma kelime kombinlerini içerdiği bir tabloyu inceledi. Döneminin tıp bilgisinden çok ileri bir teori oluşturarak bu tablonun düşünce üretme veya amnezi denilen hafızadaki bir problemden değil de; spesifik olarak dil fonksiyonlarındaki bir kusurla ilgili olduğunu ileri sürdü. Paul_Broca

1824’teyse beynin sağ ve sol yarımkülerinin aynı olmadığını ve yarımkürelerin aynı bölgelerinde olan lezyonların farklı fonksiyon bozukluğuna sahip olacağını iddia eden Jean-Baptiste Bouillard, bu iddiasına o kadar güveniyordu ki konuşma bozukluğu olup da sol frontal lobunda hasar olmayan birinin söz konusu olamayacağına dair 500 franka iddia giriyordu (bilindiği kadarıyla bu inatçı bilimadamının iddia davetini kabul eden olmamıştır). 1852’de, Bouillard’ın hukuk okuyan oğlu Ernest Auburtin kafasına ateş ederek intihar etmeye çalışan fakat başarısız olan bir hasta üzerinde, babasının ele aldığı bu beyin problemini çok daha marjinal bir çalışmayla ileri götürdü. Mermi hastanın frontal kemiğine kısmen hasar vermesine rağmen altında kalan frontal lob alanının bütünlüğü bozulmamıştı. Ernest Auburtin, hasta konuşurken yassı bir spatulayla frontal kemiğe bastırdığında konuşma aniden duruyordu; baskıyı kaldırdığındaysa konuşmaya devam ediyordu. Bütün bu süreçte hastanın bilinci ve diğer fonksiyonları normaldi. Yaşadıkları dönemin beyin anatomisi ve fonksiyonlarının ilişkisini ele almada yeterli seviyede birikime ve teknolojiye sahip olmamasından dolayı maalesef bu baba-oğulun çalışmaları dikkate alınmadı.

1839’da Paul Broca’yı ziyaret eden Leborgne 30 yaşındaydı. Birkaç aydır “TAN” kelimesi dışında ses üretemiyordu. Sağ kolunda paraliz vardı ve sağ taraf jest-mimikleri düşük seviyedeydi. Bouillard ve Auburtin’in sol frontal lob ve dil fonksiyonlarıyla ilgili çalışmalarını göz önünde bulunduran Broca, Leborgne’u incelediği zaman konuşma dilinin bu alanda bulunduğuna dair savını ileri sürmek için çalışmaya başladı. TANTAN 21 yıl boyunca Broca tarafından izlendi ve bu süreçte sağ kolunu gangrenden kaybetti, sonrada sağ bacağı paraliz oldu. 1860’ta TAN’ın ölümünden sonra Broca otopsi için hazırlıklara başladı ve 1861’de meşhur sol frontal lob-dil fonksiyonu savını ispatlayan otopsi bulgularını Anthropological Society ve Anatomical Society of Paris ‘e sundu. Çalışmaları büyük destek görmesiyle hızlanan Broca, birkaç ay sonraysa inme geçirmiş olan 80 yaşındaki Lelong’la tanıştı. Lelong’sa inme öyküsünden 1 yıl sonra konuşma becerisini kaybetmeye başlamıştı. Broca’ya geldiğinde artık sadece 5 kelime (yes,no,always,three, LELO-kendi adının yanlış telafuzu-) üretebildiği için TANTAN’a göre daha geveze kalıyordu. LELO 84 yaşında öldükten sonra Broca otopsi için kolları sıvadı ve TANTAN’daki gibi sol inferior frontal lobda olan lezyonu Anatomical Society ‘e önceki çalışmasını ispatlamak için çok önemli bir vaka olarak sundu.

20121015142632-0_0

Renklendirilmiş alan: BA44,45,Broca Alanı

Paul Broca’nın tıp tarihine kazandırdığı bu olağanüstü keşfi birçok fMRI çalışması izledi. Bugün güncellenmiş bilgiler ışığında sol inferior frontal  girusun pars opercularis ve pars triangularis kısımlarını (sitoarkitektonik olarak BA44,45) Broca Alanı olarak tanımlıyoruz. Yalnız artık günmüz teknolojisi bize durumu daha derinden incelememiz için fırsat sunduğundan beri anlaşıldıki afazi sadece Broca alanı hasarından ortaya çıkmayacağı gibi; Broca alanı da sadece konuşma üretme fonksiyonuyla ilgili değil. Bu alan artık aynı zamanda konuşmayı anlama, sözdizimi için bilgiyi kullanma,obje-eylem tanıma gibi becerileri de üstlenir. Bu yüzden bu becerilerde farklı derecelerdeki kayıplar sonucu Broca Afazisi hastalarını ‘ne söyleyeceğini bilen, objeleri-kişileri-yüzleri tanıyabilen fakat onların adlarını söyleyemeyen/isimlendiremeyen’ bir tabloyla tanımlıyoruz. Örneğin masadaki elmayı yemek isteyen bir afazi hastası “Masaki elmayı yemek istiyorum” yerine “masa…elma..” diyebilir. “ve/ama” gibi bağlaçları sıklıkla atlarlar. Bir nesne gösterildiğinde onun ne olduğunu ve ne işe yaradığını bilmesine rağmen ismini söyleyemez. Mesela kensine kalem gösterilen bir afazi hastasına onun ne olduğu sorulduğunda “yazı yazmamıza yaran şey” diye tanımlayabilir. Kurmaya çalıştıkları cümlelerde gramer hataları çok sıktır ve karakteristik olarak ‘tutuk’ konuşurlar. Bu yüzden telgraf tipi konuşma diye de adlandırılır.

Yalnız afaziyi daha ilginç kılan başka bir yön var; konuşamayan bu hastalar hala şarkı söyleyebiliyorlar. Aynen konuşma dili gibi şarkı söylemek de beyinde algı- bellek-emosyon ve motor performansın birlikte çalışmasını gerektiren kompleks bir beceridir. Ses,ritim-harmoni,tını,emosyon,kelime gibi komponentleri olan müziğin algılanmasını sağlayan işitsel korteks sağ üst temporal lobda bulunan Heschl girusunda bulunur ve temporal,parietal,frontal loblarla asosiasyonları sayesinde müziğin farklı komponentlerinin birleştirilmesini sağlar. Özellikle bu merkezin önünde bulunan üst temporal girusla bulunan asosiasyonu sayesinde işitilen bilginin bir cümle mi yoksa müzikal melodi mi olduğunu ayırt ederiz. Yine kompleks dil mekanizmasının basamaklarındaki farklı hasarlarında meyda gelen konuşamama durumlarına genel anlamıyla afazi dememiz gibi; müzikal sesleri üretememek ve algılayamamak durumuna “amuzi” denir. Bu iki ağın beynin farklı yarımkürelerinde farklı bölgelerde baskın olmasından dolayı konuşamama sorunu olan afazikler, işitsel fizyolojilerinde bir sorun yoksa şarkıları hatasız bir şekilde söyleyebilirler. Yani bir elmanın adını bile seslendiremeyen bu kişiler bildikleri herhangi bir şarkıyı gramer hatasız ve akıcı bir şekilde seslendirebilirler. Bu gerçekten araştırmacılar ve hastalar için oldukça şaşırtıcı bir durum olduğu gibi, beynin evriminin ve bize kazandırdığı becerilerin sandığımızdan çok daha karmaşık olduğuna ve sahip olduğumuz günümüz yüksek teknolojisinin ve bilgi birikiminin bile bu gizemli organı anlamamız için hala yetersiz olduğunu gösteren birçok örnekten biri.

 

Kaynak Kaynak Kaynak

Yorum Yap