Pastadaki Bütün Bileşenleri Bilmek: Helen Fisher

“AyrıIığın, özIemin, her şeyin bir hazzı var/ Seni anIamak da güzeI/ Seni bekIemek kadar” demişti Hayyam bir rubâisinde, oysa Helen Fisher’ı tanımıyordu.

Şeyh Galib, “Aşk, ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmektir” derken, dopaminin yanı sıra artan norepinefrinden ya da azalan serotoninden değil, yazdığı 2041 beyitle aşktan bahsediyordu.

Sabahattin Ali, verdiği bir konferansta “Memleketin bütün kadınlarına medeni hayatta layık olduğu rolün verilmesi zamanı gelmiştir” sözleriyle beyan ettiği düşüncelerini, Maria Puder’in “Hiçbir kuvvete dayanmadan beni sürükleyebilecek bir erkek… Benden bir şey istemeden, bana hâkim olmadan, beni tezlil etmeden beni sevecek ve yanımda yürüyecek bir erkek… Yani hakikaten kuvvetli, tam bir erkek… Şimdi anlıyor musunuz, sizi neden sevmiyorum?” sözleriyle vücuda getirmişti Kürk Mantolu Madonna‘nın satır aralarının birinde. Helen Fisher, dünyaya gelmemişti elbette!

Fisher, 1945’te hayata gözlerini açtığında, farklı coğrafyalarda yaşanan öyküler birikmiş ve onun dünya çapındaki çalışmalarına argüman oluşturacak seviyeye çoktan gelmişti.

Kinsey Enstitüsü ve Indiana Üniversitesi’nde aşkın kimyası üzerine etkileyici çalışmalara imza atan Fisher, doktorasını 1975’te fiziksel antropoloji, insan evrimi, primatoloji ve insanların cinsel davranışları üzerine Colorado Üniversitesi’nde yaptı. Fisher, artık “aşk ve cazibe biyolojisi” uzmanıydı ve söyleyecek sözleri vardı!

Biyoloji Antropoloğu Fisher, elde edilen bir fosilin çene ve diş yapısına bakarak insan türünün “bir kişiye âşık olma” duygu durumunun başladığı tarihe karar verebilmesine rağmen atalarımızın bir milyon yıl önce yaktıkları kamp ateşinin etrafında bile merak ettikleri soruya, yani “aşk nedir”e hâlâ yanıt arıyor.

“Dünya üzerindeki en güçlü beyin sistemi”

Eş seçimi, libido, cinsel haz, dürtü, evlilik, üreme, boşanma üzerine iddiaları ve söylemleriyle Fisher, aşkın “kokain sarhoşluğu”ndan fazlası olduğu konusunda oldukça ciddi! Fisher, âşık olma durumunda beyinde aktif reaksiyon gösteren bölgeleri ve aşkın insan kimyasına etkilerini inceledi ve “Onun için ölür müsün?” sorusuyla romantizmin saplantıyla olan bağlantısını da çözmeye çalıştı.

Tek eşli tarla farelerinin "aşk" halindeki oksitosin seviyeleri. Kaynak: http://www.brainfacts.org/sensing-thinking-behaving/mood/articles/2015/roundup-the-brain-in-love/

Tek eşli tarla farelerinin “aşk” halindeki oksitosin seviyeleri.
Kaynak: http://www.brainfacts.org/sensing-thinking-behaving/mood/articles/2015/roundup-the-brain-in-love/

Pek çok toplumda araştırmalarına devam eden Fisher, dopaminle ilgili tahminlerinde haklıydı! Aşkın bir duygular silsilesi olduğu fikrinden yola çıktığı araştırmalarında, bunun seks dürtüsünden daha güçlü ve üremeyle doğrudan bağlantılı bir yol olduğunu keşfederek insanlara sundu.

Çiftleşme dürtüsünün sonunda bir üreme bağlantısı kuran tek canlı insanlardı ve Fisher, “Mutlu olmak için değil, üremek için dünyadayız” sözüyle bunun rastgele olmadığına dem vuruyordu. Otonom sinir sistemiyle beyinden gönderilen sinyallerin koku, bilgi, beceri, yakınlık duyma, şehvet, arzu, çekim ve bağlanma gibi farklı temel unsurlarla birleşerek oluşturduğu aşkı, “Dünya üzerindeki en güçlü beyin sistemlerinden biri” sözleriyle özetlemeyi başardı. İlişkilerde temel noktalara dikkat çekerek “Seks güdüsü, sizi dışarıya partner aramaya çıkartır. Romantik aşk ise çiftleşme enerjinizi yoğunlaştırmanızı sağlar, süreci başlatır” diyor ki haksız da sayılmaz. Evliliklerin, doğan ilk çocuğun ardından, erkek ve kadınlarda oluşan farklı dürtülere dört yıl dayanabildiğini söyleyen Fisher’ı, TÜİK verilerinde ilk beş yılda boşanma oranının yüzde 39,3 çıktığı günümüz toplumu ile de doğrulayabiliriz!

Kadınla birlikte aşkın yükselişi!

Ancak Fisher, kadınların iş hayatına “yeniden” girmesi ve nüfusun gittikçe yaşlanmasıyla boşanma oranlarının azaldığını söylüyor. Kadınların günümüzde iş hayatında yeniden yer almaları konusunda, binlerce yıl önce Afrika tarlalarında çalışan kadınları örnek veren Fisher, işbölümünü kadın ve erkeğin yaptığı, yani kadının erkek kadar güçlü kabul edildiği toplum yapısına bir “geridönüş” olarak görüyor. Sabanın bulunmasıyla birlikte erkek gücünün öne çıktığını ancak Sanayi Devrimi’yle bu geridönüşün gerçekleştiğini vurguluyor.

Türkçe'ye "Diren!" adıyla çevrilen, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyıl başlarında, İngiltere'deki kadınların hak mücadelesini konu alan "Suffragette" filminden bir sahne

Türkçe’ye “Diren!” adıyla çevrilen, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyıl başlarında, İngiltere’deki kadınların hak mücadelesini konu alan “Suffragette” filminden bir sahne

Bir taraftan da seküler yaşamın içerisinde bütün duygu durumlarıyla varoluşlarını kanıtlamaya çalışan kadınların rolleri arasında ilk akla gelenin maalesef yalnızca annelik olduğunu söyleyebileceğimiz durumlar da var. Ataerkil toplum yapısıyla şekillenmiş ve yerleşmiş, hem kadın dünyasında hem de erkeklerin algısında değişmeyen bu düşünce biçimiyle ilk çatışma, günümüz Türkiye toplumuna eğitim yaşantısıyla geldi ancak gelişmiş toplumlardaki örnekler çeşitlendirilebilir. Eğitimin ileriki yaşlarından itibaren, kadının iş yaşamında üstlendiği roller, ülkemizde teknoloji çağında bile belirli kalıp ve sınırlarda tutulmuşken dünyada minimal boyutlara indirgenerek yok edilebilirliği mevcut. Bilimsel araştırmalarda, kıta insanlarının yaşam biçimleri ekonomik, sosyal, eğitim vs. şekillerde ayrılırken kadınların dünyasında bu kriterler hâlâ işe yaramıyorsa bir kez daha normları gözden geçirmek elbette gerekir.

Kabaca tarif etmek gerekirse Asya’da gizil, Afrika’da göçmen, Antartika’da maceracı, Avrupa’da birey olan kadın, yakaladığı ufacık bir şans varsa Amerika’da bilim insanı olabilir. Ki bu tanımlama, dünyanın en gelişmiş toplumu olarak görülen topraklar için bile bilim adamı kimliğinden ancak sıyrılıp 21. yüzyılda kadına hakkını teslim etmiştir.

Fisher’a göre, kadınların iş hayatına geri dönmesi, seks, romantizm ve aile yaşantısı üzerinde çok etkili oldu. Cinsel isteklerini ifade etmeye başlayan kadınlar, aşkın yükselişinde de rol aldı. Kadınlar artık âşık olmadıkları kişilerle evlenmek istemiyor, daha iyi bir ilişki için var olan ilişkilerinden vazgeçebiliyorlar.

Kendi olmakla toplumsal rolleri arasında sıkışan kadınların en güçlü seslerinden olan Fisher, kadın olmanın zorluklarını hiç çekmemiş midir? Dünya çapında araştırmalar yapan ve ilişkiyi temel alan yaklaşımıyla örnek çalışmalara imza atan Fisher, hiç âşık olmuş mudur? Çalışma hayatı ve bu alanda karşılaştığı zorluklar ile ilgili özellikle bilgi vermekten kaçınan Fisher, kendisine yöneltilen “Siz hiç âşık olmadınız mı?” sorusuna şöyle cevap veriyor:

“Bir pastanın içerisindeki her bileşeni biliyor olabilirsiniz ama sonra oturup yediğinizde ondan hâlâ haz alırsınız. Elbette ben de herkesin yaptığı hataları yapıyorum.”

*Helen Fisher’ın aşk üzerine yaptığı çalışmalarını anlattığı TED konuşmalarına buradan ulaşabilirsiniz:

https://www.ted.com/speakers/helen_fisher

Bu yazı üyemiz tarafından hazırlanıp [n]Beyin Editörü tarafından düzenlenmiştir.
[n]Beyin Üyeleri Ne Diyor?

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Facebook Yorumları
İlginizi Çekebilir
Beynimizdeki “Editör”

Beynimizdeki “Editör”

3 Ağustos 2017
3.412
Bizi Bakteriler mi Yönetiyor?

Bizi Bakteriler mi Yönetiyor?

1 Ağustos 2017
4.387
Rüyalar Geleceğin Habercisi

Rüyalar Geleceğin Habercisi

7 Haziran 2017
8.426
İlk Gece Etkisi

İlk Gece Etkisi

1 Haziran 2017
11.226
En son ne zaman mektup aldınız?

En son ne zaman mektup aldınız?

20 Mayıs 2017
2.856
‘Işınlanan’ Limonata

‘Işınlanan’ Limonata

31 Mart 2017
3.239
Mamutlar geri mi geliyor?

Mamutlar geri mi geliyor?

22 Mart 2017
2.472