Y kuşağı müzikle “iyileşebilir” mi?

Kaygı, depresyon, ruhsal bunalım… Çağın önemli sorunları olarak nitelendirilen bu rahatsızlıklar üzerinde yıllardır  araştırmalar yapılıyor. Yorgunluk, kas ağrıları, uykusuzluk, yeme bozuklukları, hipokondriya (hasta olduğuna inanma, hastalık hastalığı ) ve panik atak gibi belirtilerle ortaya çıkan bu durum her yaş aralığında görülebiliyor.  Fakat özellikle Y kuşağı dediğimiz 1980-2000 yılları arası doğan genç nesilde daha fazla gözleniyor..

Kaygı, sadece son 30 yılda klinik bir kategori olarak kabul edilse de aslında yeni bir rahatsızlık değil. Sigmund Freud, 80 yıl önce Soren Kierkegaard’ın yaptığı gibi, 1926’da bu konuyla alakalı bir kitap yazdı. Yine M.Ö. 4. yüzyılda, Hipokrat endişelenmenin şu şekilde olduğunu yazıyor: “Zor bir hastalık. Hasta bir diken gibi bir şey gördüğünü, onu iç organına sokan bir şey olduğunu ve mide bulantısının kendisini ezdiğini düşünüyor. ”

“Büyümek her zaman zordu, ama bu çaresizlik duygusu? Bu yeni.”

Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar, gençler arasında kaygının arttığını ortaya koyuyor. Başarısızlık, hayal kırıklığı, yeterince iyi olmamak ve sevilmemek gibi korkular… İngiliz yardım kurumu YouthNet’e göre, genç kadınların üçte biri ve 10 genç erkekten birinde panik atak var. Yine Amerika’daki bir araştırmaya göre 2013’te yapılan bir anket, kadın üniversite öğrencilerinin yüzde 57’sinin bir önceki yılda “ezici kaygı” atakları yaşadığını gösteriyor. Sane yardım kuruluşu başkanı Marjorie Wallace: “Büyümek her zaman zordu, ama bu çaresizlik duygusu? Bu yeni.” diyor.

“Y” kuşağının depresyon çağını yaşamasının nedenleri arasında teknolojinin ortaya çıkışı, aşırı koruyucu çocuk yetiştirme ve sınav sistemi gibi nedenler yanında bir de yapacağımız şeyler için karar verirken “çok seçeneğe sahip olmak” gibi bir durumla karşı karşıya olmaları var. Bugün ufak bir kişisel eşya satın almak için bile yüzlerce online alış veriş sitesinde dolaşabiliyor, birçok renk ve desen arasından seçim yapabiliyor olduğumuz halde doğru kararı verdiğimizden emin olamayabiliyoruz. Londra’da yaşayan bir psikolog olan Pieter Kruger, bu durumu şöyle açıklıyor: “Araştırmalardan, seçim hakkına sahip olmayan insanların önemli ölçüde daha esnek olduğunu biliyoruz. Çünkü yanlış bir karar verdiklerinde yaşamı veya diğer insanları suçlayabilirler, fakat bir seçim yelpazesine sahip olduğunuzda yanlış bir karar verirseniz suçlayacak kimseniz olmaz. Çok daha takıntılı hale geldik, çünkü her seferinde doğru kararı vermek istiyoruz. ”

Bu kadar seçenek içerisinde Y kuşağının arzusu, seçimleriyle yaşantısının en iyisi olmak ve farkına varılmak, takdir ve geribildirim kazanmak olmaya başladı. “Artık ebeveynlerin çocuklara özel olduklarını söylemesi çok daha yaygın ve eğitim çocukların benlik saygısını artırmakla ilgilidir.  Y kuşağı 20’li yaşlarına girdiğinde dünya onlara hak ettiği düşünce ve geribildirim vermediğinde kaygılı ve endişeli olabilirler. ” Jean M. Twenge

Bunun yanında dışarıdan nasıl göründüğümüz kaygısı var elbette. Google’da ismimiz aratıldığında nasıl göründüğümüz, insanların bizim için ne düşünecekleri önemli. Kendimiz için iş verenlerin beğeneceği bir tarzda cv oluşturuyor ya da çevremizdekilere iyi görünmek adına özellikle sosyal medyada nasıl bir imaj sergileyeceğimize kafa yoruyoruz. YoungMinds hayır kuruluşunun kampanya müdürü Lucie Russell şöyle diyor: “Gençler neredeyse bir marka haline gelmek zorunda. Marka ben: ‘nasıl görünüyorum, nasıl hissediyorum, her gün ne yapıyorum.’ Bunu 20 yıl önce yapmazdık.”

Olmak kaygısı, hayat endişesi vs. karşısında antidepresan almak yerine, kendini iyi hissetmek adına “gülerek yoga ” gibi tedavi yolları veya Budizmin ve mistisizmin gibi manevi danışmanlıkta da çözüm yolları arayan gençler var..

Peki bu alternatifler arasına ses terapileri, müzik ile tedavi olma gibi yüzyıllar boyunca kullanılan kadim yöntemler günümüz gençleri için de kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir mi?

Dr. David Lewis-Hodgson tarafından sürdürülen bir çalışmada, katılımcılar algılayıcılara bağlıyken zor bulmacaları olabildiğince çabuk çözmeye çalıştı. Bulmacalar belirli bir stres seviyesine neden olurken ve araştırmacılar beyin aktivitesini ölçerken katılımcılar farklı şarkılar dinledi. Ayrıca kalp hızı, kan basıncını ve solunum sıklığını da içeren fizyolojik durumlar ölçüldü.
Mindlab International’da araştırmalarını sürdüren Dr. David Lewis-Hodgson bugüne kadar test edilen diğer müziklerden daha büyük bir gevşeme sağlayan bir parça buldu. “Ağırlıksız” adlı bir şarkıyı dinlemek katılımcıların genel kaygılarında yüzde 65’lik ve normal fizyolojik istirahat hızlarında yüzde 35’lik bir düşüşe neden oldu.

Şarkının yaratıcısı grup olan Marconi Birliği aslında tam da bu sebepten kolları sıvamış. “Ağırlıksız” şarkısı için ses terapistleriyle işbirliği yapmaya karar vermişler. Dikkatle düzenlenmiş armonileri, ritimleri ve bas çizgileri dinleyicinin kalp atış hızını yavaşlatıyor, kan basıncını düşürüyor ve stres hormonu kortizol seviyesini düşürmeye yardımcı oluyor.

İlave okuma: https://www.inc.com/melanie-curtin/neuroscience-says-listening-to-this-one-song-reduces-anxiety-by-up-to-65-percent.html

Kaynak

Yorum Yap