Yapay Zeka Ne Kadar Bilinçlenebilir?

Araştırmacılar, yapay zekanın bilinçlenme yolunda ne kadar ilerleyebileceğini ve bunun insanlar üzerinde ne gibi etkileri olacağını tartışıyorlar.

Yapay zekanın günümüzdeki ilerleyişini, örneğin, kendi kendine çalışan otomobilleri ve benzerlerini unutun. Kendisinin ve çevresinin farkında olan, gerçek zamanlı olarak çok büyük miktarda veri alıp bu verileri işleyebilen bir makine düşünün. Bu makine, tehlikeli görevlerde uzaya gönderilebilir. Çevresindeki insanlara yardımcı olmasının yanı sıra, yemek pişirebilir, ortalığı temizleyebilir, çamaşır yıkayabilir ve hatta insanların yerine şirketlerde görev alabilir.

Özellikle gelişmiş makineler, kelimenin tam anlamıyla insanların yaptığı tüm işlerde yer alabilir. Bu durum, insanları iş yerlerinin sıkıntılarından kurtaracak ancak birçok toplumsal yapıyı da temelinden sarsacaktır. Hayat, insanlar için tamamen işe yaramaz ve çok sıkıcı bir hale dönüşebilir.

Makineler, aynı zamanda rahatsız edici boyutlarda yasal ve etik sorunları da beraberinde getirecektir. Bilinçli bir makine, kanunlara bağlı olarak yaşayan bir “kişi” olacaksa, herhangi birine zarar vermesi durumunda bu bir suç eylemi sayılacak mı? Ve elbette şu malum felaket senaryosu; makineler bir gün insanlara karşı isyan eder ve insanları tamamen ortadan kaldırmak isterler mi?

Araştırmacıların, bu konuda ikiye bölündüğünü söylemek pek zor değil. Makinelerin insanlar ve hatta bazı hayvanlardan bile daha bilinçli hale geleceği tahmini yürütenlerin sayısı hiç de az değil. Kimi kaygılar teknoloji ile ilgiliyken, kimi kaygılar ise bilincin gerçekte ne olduğu ile ilgili.

Olan Bitenin Farkında mıyız?

Çoğu bilgisayar bilimcisi, bilincin, teknoloji geliştikçe ortaya çıkacak bir özellik olduğunu düşünür. Bazıları bilinçliliğin yeni bilgileri kabul etmeyi, eski bilgiyi depolamanın ve almanın, bilişsel işlemenin algı ve eylemlere dönüştürülmesini gerektirdiğine inanıyor. Eğer bu doğruysa, o zaman bir gün makineler tahminimizden daha fazla bilince sahip olacaklardır. Bir insandan daha fazla bilgi toplayacak, birçok kütüphaneden fazlasını depolayacak, geniş veritabanlarına milisaniyede erişecekler. Bunların hepsini, daha önce hiç kimsenin yapamadığı kadar doğru ve süratli halde yapacaklar.

Öte yandan, fizikçiler ve filozoflar, bir insanın düşünce ve davranışlarının asla hafife alınmaması gerektiğini savunuyorlar. Onlara göre, bir insanın düşünce ve davranışları asla bir makine tarafından önceden hesaplanamaz. İnsanların sahip olduğu özgürlük duygusu ve yaratıcılık, bir makinenin sahip olamayacağı ve mantıkla çözemeyeceği olgulardır.


Kuantum Tarafından Bakmak

Bilinç hakkındaki bir başka bakış açısı, fizikteki en derin teori olan Kuantum Teorisi’nden gelir. Bilinç ve fiziksel dünya, aynı realitenin tamamlayıcı yönleridir. Bir kişi, ‘gerçek’ dünyanın bazı yönlerini gözlemler ve deneyler yaparsa, o kişinin bilinçli etkileşimi fark edilebilir değişikliğe neden olur.

Bilinç ile madde arasındaki etkileşimle ilgili sırlar, 80 yıllık tartışmadan sonra çözümlenemeyen paradokslara yol açtı. Bunun iyi bilinen bir örneği Schrödinger’in kedisinin paradoksudur; burada bir kedi eşit derecede hayatta kalma veya ölme ile sonuçlanan bir duruma getirilir ve gözlemin kendisi de sonucu kesinleştiren şeydir.

Zihin ve Kendini Organize Eden Sistemler

Bilinç fenomeni, beynin fiziksel yapısı gibi, kendi kendini organize eden bir sisteme ihtiyaç duyar. Bu mantıkla, makinelerin kısa sürede gelişebileceği tahmin ediliyor.

Akademisyenler, kendi kendini düzenleyen makinelerin, insan beyni kadar sofistike olacak şekilde tasarlanıp tasarlanmayacaklarını henüz net olarak bilmiyorlar. Bunun gibi sistemler için matematiksel bir teoriye sahip değiliz. Belki de sadece biyolojik sistemlerin yeterince yaratıcı olabileceği doğrudur.

Kaynak
Yorumlar
Yükleniyor...