Yaşlanmanın Psikolojik Yaşam Üzerindeki Etkisi

Genç insanların daha kolay öğrenebildiği, yaşın ilerlemesiyle birlikte öğrenebilme becerisinin giderek zayıfladığı neredeyse herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Peki, bunun neden böyle olduğunu daha önce kendinize hiç sordunuz mu?

Bu sorunun birçok cevabı olduğu aşikâr. Fakat bu cevapların hepsinin dayandığı en temel nokta, beynin yaştan dolayı azalan değişebilme becerisidir. Çünkü edindiğiniz her bilgi, beyninizde yeni bağlantılar oluşturarak beyninizi ve dolayısıyla sizi değiştirir. Bu nedenle beyniniz değişmediği sürece siz de değişemez ve öğrenemezsiniz.

Yaşlı bir beynin değişebilme becerisinin zayıflamasıyla sahip olduğu bağlantı sayısı da azalır. Bu durum sadece öğrenme becerisinin azalmasına neden olmakla kalmaz, kişinin çocukça davranışlarda bulunmasına sebep olup sosyal hayatını da olumsuz etkiler. Yaşlılık döneminde beyindeki bu performans zayıflığıyla birlikte duygu doyum ihtiyacının da zirveye çıkması, ileri yetişkinlerin alıngan davranışlar sergilemesine neden olur. Aynı zamanda yaşlı insanların yalnız bir hayat sürmesi bu kişileri ölüme bir adım daha yaklaştırır. Çünkü yalnız insanların vücutları daha fazla stres hormonu salgılar ve bu durum bağışıklık sistemlerini olumsuz etkiler. Böylelikle zaten yaşlanma sebebiyle artan sağlık sorunları, yalnızlığın bağışıklık sistemi üzerindeki bu olumsuz etkisiyle zirveye ulaşır. Yalnızlığın vücudumuz üzerindeki bu olumsuz etkisini azımsamamak için yalnız insanların daha erken öldükleri bilgisini aklımızın bir köşesine yazmamız gerek.

Yaşlılığın beynimize ve hayatımıza olan etkisi elbette bununla sınırlı kalmaz. Lateralleşme denilen ve 3 yaşından sonra oluşan sağlaklık solaklık durumu, yaşlı kişinin yaşamsal faaliyetlerini yerine getirebilmesi için beynin her iki lobunun eşit ve birlikte çalışması sonucu ortadan kalkar.

Yaşlılık konusunda şaşırtıcı olan bir diğer bilgi ise yaşlı kişilerin acıya katlanabilme kapasitesinin yaşlı olmayan kişilere göre daha yüksek olduğudur. Yani yaşlı kişilerin acı eşikleri, yaşlı olmayanlara göre daha yüksektir. Acı eşiğinin yaşlılık döneminde bu kadar yükselmesi, yaşlı insanların hastalıklarla daha kolay başa çıkabilmelerini sağlar. Örneğin, yaşlı kişilerin kemik erimesinden dolayı kemikleri diğer insanlara göre daha kolay kırılır. Fakat bu kişiler kemiklerinin kırılmasına yaşlı olmayan kişilere göre daha sakin tepki verirler. Aslında bu durum yaşlanmanın bir sonucu olan sinir sistemi faaliyetlerinin zayıflaması ile açıklanabilir. Fakat yine de sağlık açısından diğer insanlara göre çok daha fazla sorun yaşayan, hatta yürümekte dahi zorlanan bu insanların yaşamsal faaliyetleri düşünüldüğünde, acıya daha fazla katlanabilmeleri şaşırtıcı bir durumdur.

Unutulmalıdır ki yaşlılık bir tercih değildir fakat yaşlı kişilere karşı olan tutumlarımız bizzat bizim tercihlerimizdir. Bu tercihleri, sosyalleşmeden yaşayamayan bizi, hangi yaşam dönemimizde olursak olalım sosyalleşmekten alıkoyup yalnızlığa ve dolayısıyla ölüme bir adım daha yaklaştıracak şeylerden seçmemeliyiz.

Konu ile ilgili detaylı bilgi için: Yaşam Boyu Gelişim – Jhon W. SANTROCK ve Sosyal Psikoloji – David MYERS

Hazırlayan: [n]teresan Şeyler kurucusu Alpay ÇİLLER

*Görsel: REX – Melbourne’da Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı oyununun temsilinde sokakta oturan Sir Ian Mckellen ve Patrick Stewart

Yorum Yap